25 Mayıs 2012 Cuma

Galatasaray için Şampiyonlar Ligi hesabı

Galatasaray bu yıl Türkiye Ligi standartında başarılı bir grafik sergilese de  bu düzeyiyle ve Şampiyonlar Ligi'nde gruplara 4. torbadan katılacak olmasını düşünürsek grubunu en iyi ihtimalle üçüncü sırada tamamlayabilecek durumda. Kadro derinliği açısından zaten oldukça zayıf bir görüntü veren takımın ilk 11'inde de en az 4 pozisyonda yetersizlik var.

Bu pozisyonların ilki merkez forvet pozisyonu. Bu bölgede geçtiğimiz sezon çift oyuncu kullanan Fatih Terim, takıma katkı açısından Elmander'den üst düzeyde yararlandıysa da gol konusunda ona destek olması gereken partnerleri yetersiz kaldı. Eğer çift forvetli oyuna devam edilecekse Elmander'in yanına Şampiyonlar Ligi düzeyinde atletik ve golcü bir oyuncu alınması şart.

İkinci pozisyon sol açık. Sezon başında transfer edilen Albert Riera muhtemelen takımdan ayrılacak. Emre Çolak kalacak ancak henüz üst düzey bir oyuncu olamadı. Takıma hem yaratıcılık hem de gol kazandıracak yetenekli bir oyuncu bu pozisyon için şart.

Üçüncü pozisyon sağ açık. Engin Baytar iyi mücadele eden bir oyuncu. Türkiye Ligi için de yeterli ancak Şampiyonlar Ligi'nde başarı hedefleniyorsa bu pozisyon için de yaratıcı ve gol istatistiği yüksek bir oyuncu alınması çok önemli.

Dördüncü pozisyon sol bek. Hakan Balta bu sezon kendini toparlasa da hücuma yeterince destek olabilen bir bek değil. Balta'nın rotasyon oyuncusu olarak takımda kalması ancak sol bekte hücuma daha çok çıkacak bir oyuncunun takıma katılması Galatasaray'ı bir seviye yukarı taşıyacaktır.
Kadro derinliği açısından da özellikle Semih -Ujfalusi ikilisini zorlayacak bir stoper ve Selçuk-Melo ikilisini zorlayacak bir orta saha oyuncusu alınması da önemli görünüyor. Melo'nun takımda kalacağını sanıyorum.

Hamit Altıntop Galatasaray'a katıldığı takdirde muhtemelen öncelikle sağ açık için düşünülecek. Ama Terim'in Selçuk ve Melo'nun eksikliğinde bu oyuncuyu orta alanda kullanacağını söyleyebiliriz. Sağ bekte de Eboue'ye alternatif olacak. Burada soru şu: Eğer Hamit transfer edilirse sağ açık için Gökhan Töre tarzında bir oyuncu almaktan vazgeçilecek mi? Büyük ihtimalle evet. O halde sağ açık sorunu çözülmüş sayılacak. Ancak Hamit gol ortalaması düşük bir oyuncu. Bu yüzden sol açık için daha ofansif bir ismin takıma katılması gerekecek.

Nuri Şahin'in Real Madrid'de kalacağını düşünüyorum. Gerek Nuri'nin gerek de Mourinho'nun açıklamalarına bakarsak ibre bu yönde. Mourinho, "Nuri isterse kalır" diyor. Nuri de kalmak istediğini açıklamıştı. Şimdilik bu iş zor ama transfer döneminde ne olacağı belli olmaz tabi. Hamit ise gelmeye sıcak bakıyor. Yüzde 90 Galatasaray'da diyebiliriz.

Forvet için adı geçen adaylardan Burak Yılmaz'ın çok iyi transfer olacağını düşünüyorum. Elmander'de eksik olan gol sayısını yukarı çekecek tipte bir oyuncu. Selçuk İnan'la uyumu Galatasaray'da da performasını devam ettirmesini sağlayacaktır. Elmander'le iyi bir ikili oluşturacağını düşünüyorum.

Burak ve Hamit gibi direk ilk 11'de oynayacak yerli oyuncular transfer edilirse, Galatasaray yabancı transferinde daha esnek ve rahat davranabilecek. Eğer Gökhan Töre ve Sercan Saraer de transfer edilebilirse gelecek yabancılarla birlikte önümüzdeki yıl takımda büyük bir forma rekabeti oluşacağını söylemek mümkün. Ve çok keyif veren, etkili bir takım görmemiz muhtemel olacak.

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Kapitalizme karşı Müslümanlar




Allah, ekmek, özgürlük…

İnfak et, özgürleş…

Mülk Allah’ındır, emek işçinin…

Hem paraya hem Tanrı’ya kulluk edemezsiniz…

Bunlar, kendilerine Anti-kapitalist Müslümanlar diyen grubun 1 Mayıs günü, Fatih’ten Taksim’e yürürken ve elbette o kalabalık meydanda attığı sloganlardan bazılarıydı.

Ama yürüyüşten önce görülmesi gereken bir hesap vardı. Anti-kapitalist Müslümanların ilk durağı Fatih Camiiydi. Burada bir cenaze namazı kılındı. Korkmayın. Henüz kaybetmiş olduğumuz bir mümin ya da bir güzel kişi yoktu. Bu namaz sembolikti. Bu namaz, sistem ve devlet tarafından sürekli görmezden gelinen ve unutturulmaya çalışılan, kanı yerde kalmış emekçiler içindi.

Bu namaz, AVM inşaatlarının şantiye çadırlarında yanarak ölen, tersanelerin kötü çalışma koşullarında katledilen, kot taşlamasında slikosize yakalanarak yaşamını yitiren ve ailelerini öksüz bırakan işçi babaların ve anaların anısına kılındı.

Ve hatırlarsınız, yıllar evvel, 1969’da bir grup genç ABD’nin işgal filosu, 6. Filo’ya karşı Beyazıt’ta toplanmış ve Türkiye halklarının haklarını savunuyordu. O gün bir grup saldırgan genç de onlara saldırmak için Fatih Camii’nden de yola çıkmıştı. O gün yaşananların ardından aklımızda şu söz kaldı: “Kanlı Pazar”

İşte bu namaz Fatih Camiinden çıkarak solcu gençleri öldürmeye değil, 1 Mayıs alanına gidilmesi gerektiğini göstermek içindi. Ve o saldırganlara cevap vermek içindi.

İşte bu tarihi ana tanıklık etti Fatih Camii. Ve belki de tarihindeki en kutsal andı o an Fatih Camii için.
İstanbul’da 1 Mayıs bu unutulmaz kareyle başladı.

O an, atılan şu sloganla İstanbul caddelerinde yankılanıyordu:



“Faşist Müslüman istemiyoruz!”

Ne yazık ki gece çalıştığım için radyodan sabah 9’da çıkmıştım ve bu kutsal olaya tanıklık etmeye yetişemedim.

Ancak “Kapitalizmle Mücadele Korteji” toplandığında aralarındaki yerimi almıştım.

Bizim kortej yavaşça ilerlemeye başlarken az ileride, solun emeğe dair değerlerini paylaşmasıyla tanınan Mehmet Bekaroğlu’nun ön safında yerini aldığı HAS Parti korteji de yürümeye hazırlanıyordu. Taksim’e kadar hemen arkamızda yer aldılar.

“Ben Müslümanım.” diyenler içinde artık emeğe dair söylemler daha fazla kalabalık topluyordu. Her iki kortej de geçen yıla göre çok daha kalabalıktı.

Anti-kapitalist kortejin düzenleyicilerinden Halil, gelecek yıl katılımcı sayısının on bin kişiyi bulacağını söyleyecek kadar iddialıydı da. Bunu söylemeden geçmeyeyim.

Halil’e ve arkadaşlarına kendilerini nasıl tanımladıklarını sorduğumda, solun çoğu değerinin evrensel değerler olduğunu, Müslüman olup da  bunları savunmak için ayrıca sosyalist olmaya gerek olmadığını söylediler. Onlara göre Kuran, zaten anti-kapitalizmi bünyesinde barındırıyordu hatta bu yönde teşvik ediyordu.
1 Mayıs’a katılmak, bu düzene karşı çıkıp emekçilerin, ezilenlerin ve türlü baskılara maruz kalanların sorunlarını dile getirmek Hak yolu, yani Allah’ın yoluydu.

4 saatlik zorlu yürüyüşün ardından şu slogan haykırılıyordu:

“Emeği, ekmeği, alın terini ve Hakkı müdafaa etmek için!”

Yol boyunca, tiyatroculardan, sendika üyesi işçilere kadar hemen herkes korteje umutlu gözlerle bakıyordu. Umutla alkışlıyordu düzen karşıtı Müslümanları. Çünkü bugün yeni bir şey vardı gördükleri, eski müttefiklerin safına belki de hep korktukları ve çekindikleri bir mahalleden yeni ve samimi müttefikler geliyordu. Yeniydi bu ve yeni olmanın ötesinde, düzenin egemenlerine karşı en sarsıcı yumruğu indirebilecek bir potansiyeli de kendinde barındırıyordu. İşte bu hal pek çok kişin gözüne parlak bir umut ışığı taşıyordu.

Bir kadın ve çocuk sığınma evinde kalan genç kadınların apartmanın altıncı katından “kadınlara özgürlük” diye bağırmalarına kortej de aynı şekilde defalarca cevap verince, o kadınların “Helal olsun sesleri” yüzleri gülümsetmişti Tarlabaşı’na çıkarken.

Meydanda bu hareketin yaşayan en büyük ilham kaynağı olan İhsan Eliaçık’a korteji nasıl bulduğunu sordum. O da mutluydu. Korteje katılan emeklerini esrigemeyen herkese teşekkür etti. Yaklaşık bin kişi katılmıştı korteje. “Çok konuşulacaktır” dedi Eliaçık bugün sergilerdikleri her şey için.

Bu durumun bir patlama olduğunu söyleyen Eliaçık şöyle konuşuyordu:

“Bir partiden, örgütten ve cemaatten ziyade bir zihinsel duruştur bu. İslam ile emek arasındaki ilişkiyi kurmaya yönelik güzel bir eylem oldu. Yürüyüş gayet başarılıydı. Alandaki karşılama da çok güzeldi. Herkese teşekkür ediyorum.”

İhsan Eliaçık Müslümanlara ve Sosyalistlere de şu mesajı gönderdi:

“Müslümanların Sosyalizme, Sosyalistlerin de İslam’a yabancılaşmamasını dilerim.”
Geçen yıl Ramazan ayında zengin iftarlarına karşı yaptıkları protesto iftarlarıyla Türkiye’de muhalefete yeni bir renk getiren muhalif Müslümanların sesi önümüzdeki günlerde daha da güçleneceğe benzer.

SERDAR SAĞLAM

Röportajlar, video olarak:





21 Nisan 2012 Cumartesi

Bir tek sen varsın apaydınlık

video
Yeni bestelerimden birini uyduruk bir klip eşliğinde sizlere sunuyorum :)

16 Nisan 2012 Pazartesi

İnönü'deki maymun

Acaba tribündeki bu "adam" mı maymun gibi gözüküyor yoksa, sahada futbol oynayan Eboue mi?

28 Mart 2012 Çarşamba

Naber piçler?


Umarım iyisinizdir :) Şaka bir yana bu yazıda arkadaşlarına yukarıdaki gibi seslenen gençlerin kullandığı dil üzerine bir iki laf edeceğim. Aslında bu küfürlü dilden ziyade, bu kardeşlerimizin neden bu dili kullanmaya ihtiyaç duyduğu üzerine konuşacağım ibnetorlar :) (Gayleri tenzih ederim)

Öncelikle, bu dili hiç yadırgamadığımı, hatta hoşuma bile gittiğini söyleyebilirim. Ama nasıl konuşuyorsam öyle yazıyorum. Öyle yazarsam öyle de konuşmam gerekir. E iş ortamında filan da böyle konuşamayacağım için böyle yazıyorum mına koyim.. (Sadece bu yazıda hafif süslemeler yapacağım :)

İnci Sözlük ortamında hayli yaygın olan ve neredeyse bütün kullanıcılarca benimsenen bu dilin toplumun iki yüzlü kurallarına ve yapmacık duyarlılık ve nezaket şovlarına karşı bir tepki olarak ortaya çıktığı patronunuzun ...mcık suratı kadar aşikar.

Patronunuz tüm mesai boyunca sizi kanırtıncaya kadar vidalayıp, isminizin ardından bey ya da hanım diye fısıldayınca tüm acılarınızı unutup gülümsüyorsanız, siz zaten tarağı yemişsiniz. Ama bir de dışardan sırıtıp içerden Allah ne verdiyse saydıranlarınız var ya, işte bu çoçuklar bu saydırma işini dile dökmüş, jetonsuz tenekeler.

Bu küfürler o bok suratlı patrona olduğu kadar, o surata yalakalık yapıp ardından sövüp sayanlaradır da. Yüzüne karşı sövemiyorsun yalakalık yapma bari şerefsiz. Sus otur!

Bu küfürler, yatağa atmak istediği kıza sevgi nameleri çeken hıyarlara, sevgilisini aldatmayı marifet sayan dallamalara...

Bu küfürler, düzenin istediklerini başarıyla yerine getirmeyi kutsal bir görev gibi yüklenmiş enayilere ve bununla övünen gerzeklere...

Bu küfürler, üniversiteyi dereceyle bitirmenin ona iyi para kazandırmanın ötesinde bir şey olduğunu sanan öküzlere...

Bu küfürler, toplumun çoğunun kabul ettiği şeylerin doğru şeyler olduğunu sanan, sürüden bir saniye bile ayrılmanın korkusunu yaşayan ödleklere...

Bu küfürler, dindar olmanın günde 5 vakit namaz kılıp tespih çekmek olduğunu sanan ama dünyevi hırslarını bir milim törpülemeyen, Allah'ın emri diye düzenin, kodamanların ve ahmakların emrine uyan, akıllarını kullanmaktan özenle kaçınan düdüklere...

Bu küfürler, gençlerimizi, toplumumuzun çoğunun haritada yerini bile bilmediği bir ülkeye, emperyalistlerin uşaklığını yapmak için gönderip boş yere ölmelerine neden olan şeytanlara...

Bu küfürler, müteahhitlerin çıkarlarını, bize vatan ve millet çıkarı diye yutturan yalancılara ve bunu yutmaya pek hevesli olan köpeklere...

Bu küfürler, müdür, yönetici vb. saçmalıkları olunca başkalarını azarlamayı kendine hak gören kaz kafalı eziklere...

Bu küfürler, sürekli ve sürekli iki yüzlülük yapanlara, sevmediklerini sever görünenlere, götlere yalakalık yapanlara, küfür etmek istediğine iltifat edene, arkadan iş çevirenlere...

Bu küfürler, çocukları geleceğin köleleri olarak yetiştirmek isteyen iblislere ve bunu bir bok zannedip evlatlarını yarış atı yapmaya çalışan kuş beyinli ebeveynlere...

Bu küfürler, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayıp, mal mülk sahibi olmayı hayatın amacı zanneden tüm kibirlilere ve osuruk kafalılara... Eviyle, arabasıyla övünen altın semerli eşşeklere...

Bu küfürler, "Güçlü olan hayatta kalır, zayıf olan elenir" diyen domuzlara..

Bu küfürler, elindekileri kendi becerisiyle elde ettiğini sanan o... çocuklarına ki annelerini tenzih ederim... Ulan senin kalbin dursa onu yeniden attırmaya gücün yetmez aciz mahlukat!

Bu küfürler vicdanlarını derin dondurucuya saklamış, sevmekten ve paylaşmaktan habersiz ruhsuz hurdalara...

Bu küfürler, kendini çalıştığı yerdeki temizlikçiden üstün gören horoz götlülere...

Bu küfürler, sırtını bir cemaate, bir partiye dayamadan yaşamaktan korkan beş para etmez insanlara...

Say say bitmiyor... Uzatırdım listeyi ama sanırım bu kadar yeter.

Tüm dünya göt olmuşken ve bu götlük parlak ambalajlarla ve sahte gülücüklerle paketlenmişken, bu çocuklar küfretmezse garip olurdu. Bu kadar ikiyüzlülüğe, ve bunun herkese dayatılmasına nasıl sabredeceğiz!

İşin kötüsü, artık dürüst olana garip gözüyle bakılması. Eğer patrona itiraz edersen, garip olan sen oluyorsun. Dallamanın birine siktir çekersen, zararlı sen çıkıyorsun.

İşte bu çocuklar bunun için küfrediyor. Samimiyeti yakalamak için. Sahtelikten bir an olsun kurtulmak için.
Ben de diyorum ki düzenin istediği, bizi köleleştirmek isteyenlerin istediği gibi gerizakalı uyumlular olacağına, bu çocukların 24 saat küfredip özgür ve samimi olmaları çok daha iyi. Belki bir gün herkes topluca dünyanın kodamanlarına küfreder de şeytani düzenleri başlarına yıkılır.

Şimdi dağılın lan namussuzlar!