19 Kasım 2009 Perşembe

Başın öne eğilsin Henry!

Diego Armando Maradona, 1986 yılında Meksika’da düzenlenen 13. Dünya Kupası Finalleri’nde maçların öğlen 12’de, kızgın güneşin altında oynanmasına karar verdiği için dönemin FIFA Başkanı Havelange’ye isyan ediyordu. FIFA, maçların Avrupa prime time’de canlı olarak izlenebilmesi için maç saatlerini bu şekilde ayarlamıştı. İşte o tarihten itibaren artık net bir biçimde anlaşıldı ki Futbolun sportif yönü artık eskisi kadar önemli değildi. Artık önemli olan daha çok pazarlanabilirlik ve daha çok kişiyi televizyon başına çekebilmekti. Böylece futbol aynı zamanda bir televizyon şovu olmaya başlıyordu. İşte bu nedenledir ki FIFA, 19. Dünya Kupası Elemeleri Avrupa ayağında play-off’a kalan takımların eşleşmelerini rastgele kura esasına göre yapmadı. Gruplardaki son maçların oynandığı gün bazı takımların seri-başı, bazı takımların da seri-sonu olması kararlaştırıldı! Portekiz, Rusya, Yunanistan ve Fransa seri-başı, Ukrayna, İrlanda, Slovenya ve Bosna Hersek ise seri sonu olarak belirlendiler. Öyle ya, Dünya Kupası izleyicisini Fransa ya da Portekiz’den mahrum bırakmak olmazdı. Ronaldo’suz, Ribery’siz dünya kupası mı olur? Böyle bir organizasyon, Brad Pitt’siz ya da George Clooney’siz bir Oscar törenine benzer değil mi? Starlar olmazsa neyleyim yeşil çimi, kırmızı halıyı!



Gelgelim Fransa bu Dünya Kupası’na katılmasa da yerine İrlanda finallerde boy gösterse ne güzel ve ne de adaletli olurdu. İtalyanların büyüklerinden Trapattoni’nin büyük emeği ve tecrübesiyle, hiç maç kaybetmeden play-off turuna kadar gelen İrlanda, ilk maçta Dublin Croke Park’ta 1-0 boyun eğdiği rakibine Paris’te kök söktürdü. İrlanda beni büyüledi dün akşam. Kenardaki Trapattoni’den İrlandalıların efsanevi sol açığı Damien Duff’a kadar… O’Shea’den Keane’e kadar… Sahada takım halinde müthiş bir mücadele ve azim vardı. Tertemiz bir alınteri vardı. Rakiplerine karşıysa en ufak bir pislik yapmadı İrlandalı futbolcular. Fakat pislik yapanlar Fransızlar oldu. Sahnede de Henry vardı. Benim çok sevdiğim Henry. Malouda’nın serbest vuruşla ceza sahasına gönderdiği topu, auta çıkmadan evvel sol eliyle bir güzel kavradı Henry, düzeltti Henry ve ofsayttan gelen Gallas’ın önüne gönderdi topu. Dakika 103… Keane’in attığı gole tek cevap. Ama bu an, Henry’nin bittiği an benim gözümde. Golden sonra bari sevinmeseydin Henry, koşmasaydın sevinçle. Bari maç bittikten sonra kafanı önüne eğseydin utancıdan. Bu temiz İrlanda futboluna, futbolun güzelliğine yazık ettiğinden, en çok de kendine yazık ettiğinden dolayı eğseydin başını. Ah Henry! Siz Fransa’nın varoşlarından gelen çocuklardınız. Ötekilerdiniz, umuttunuz, mücadeleydiniz tüm yoksulların gözünde ve bizim gözümüzde. Yapmayacaktın bunu güzel Henry.
İrlandalılar ise uğradıkları o müthiş haksızlığa karşın sahada son dakikaya kadar, yine hiçbir çirkeflik yapmadan alınlarının akıyla oynadılar. Böyle oynadıkları sürece artık, böyle temiz, böyle tutkuyla ve mağrur, ben İrlandalıyım.
Zaten Domenceh’in oynattığı sıkıcı ve bedbaht futboldan dolayı Fransızların yarısı gibi benim de nefret etmeye başladığım Fransa ise umarım maç bile kazanamadan Güney Afrika’yı terk eder.

Hiç yorum yok:

O - şiir

O... Kalbi kırık bir tekne Kıyıdan uzaklaşsa olmaz Sana öyle bir bakar ki Güvertesinde kıvrılıp saatlerce Ahmak ahmak gülümser Sonra k...