31 Ekim 2009 Cumartesi

İki Şehrin Hikayesi

Fransız İhtilal’inin Paris sokaklarında yarattığı ruhu, sosyoloji ve tarih kitapları okuyarak sadece bir nebze olsun anlayabilmiş olduğumu, Charles Dickens’ın “İki Şehrin Hikayesi” isimli büyük romanını okuduktan sonra kavrayabildim. Bu muazzam başyapıt, masum olandan nasıl da en rezilin çıkabildiğini ve bizim için zerre kadar kıymeti olmayandan nasıl da çok yüce bir yarar meydana gelebileceğini müthiş bir edebi yazın içinde anlatır.

Fransız aristokrasisi için alt takımdan insanların hayatı bir anlam taşımaz. Arabalarını Paris sokaklarında olanca hızıyla sürerler. O an sokakta oynayan bir çocuk, üzerine son sürat gelen bu arabadan kaçamaz da atların ayakları altında ezilirse, soylu kişi, arabanın penceresinden kafasını çıkarır ve atlara bir şey olup olmadığını sorar sürücüye. Oğlunun kanlı bedeni kucağında, ağlayıp sızlayan babaya bir altın fırlatır ve tekrar arabacıya dönerek son hızla ilerlemesini buyurur. İşte bu soyluların böyle bir kibri ve küçümsemesi vardır bu insanlara karşı. Ve açlık vardır. Açlık, Fransız tebasını o derece perişan etmiştir ki, altmış yaşında sandığınız bir bedbaht aslında daha otuz yaşını aşmamıştır. Bu zulüm ve aşağılanma karşısında kanlı günlerin gelmekte olduğunu anlamak aslında çok da zor değildir.
Nihayet bir temmuz günü, kendilerini birer “Jacques” (İhtilalin önemli isimlerinden Georges Jacques Danton’un …) olarak adlandıran isyancıların başını çektiği perişanlar, içlerinde o güne kadar duymadıkları bir enerjiyle Bastille’yi fethederler ve içerideki mahkumları salarlar. Soyluların zulmü ve haksızlığıyla zindanlara hapsedilmiş yüzlerce masum serbest bırakılır. Ancak o andan itibaren Paris’te cinnet ve cinayet dönemi başlamıştır. Bastille, daha önce görmediği kadar mahkum görür. Ne yazık ki onların çoğu için bu kara zindan çok kısa bir konaklama yeridir. Çoğu kısa sürede Aziz Giyotin’e gönderilmektedirler. Evet, Aziz Giyotin… Parisliler ihtilal sırasında daha çabuk kelle kesebilmek için keşfettikleri bu aleti Aziz Giyotin olarak anmaktadırlar. Bu yeni aziz her gün ne kadar çok kafa kopartırsa o kadar daha aziz olmaktadır. Altmış, yetmiş ve yüz kelle…
Charles Darnay da Bastille’in yolunu tutan Fransız soylularındandır. Fakat soyluluğu reddetmiş, mal varlığını köylüler arasında paylaştırmış biridir. Haksız yere 18 yıl boyunca Bastille’de mahkum edilmiş Doktor Manette’nin güzel ve bir melek kadar iyi olan kızı Lucie ile tanışır İngiltere’de ve evlenirler. Mutludurlar ve bu şekilde yıllar geçer. Fakat Darnay ihtilal sırasında haksız yere giyotine gönderilecek bir masumu kurtarmak için bir gün Paris’e gitmek zorundan kalır. O kişiyi kurtarmasına kurtarır, ancak bu kez onun kurtarılması gerekecektir. Bu işi de yıllarca haksız yere mahkum edilmiş ve bu yüzden Paris’te yüksek itibara sahip, Darnay’ın kayınpederi Dr. Manette üstlenir. Üstelik Dr.Manette’yi haksız yere mahkumiyete gönderen kişi, Darnay’ın amcası Marki St. Evremonde’dir. Dr. Manette ise Charles’ı kurtaracaktır. Ancak bu cinnet ortamında, damadını kurtarmaya onun itibarı dahi yeterli olmaz. Darnay’ı kurtaracak olan kişi, kimsenin kendisinden böyle bir şey ummadığı, lakayt ve alkolik avukat Sydney Carton olur.
Sydney Carton, kimseyi umursamayan, hayatını başkalarıyla alay ederek ve içki içerek geçiren ancak kafası iyi çalışan bir avukattır. Sydney kimseyi sevmez bu bedbaht hayatında. Yalnızca bir kişiyi sever çılgınca. Lucie Mannette’yi… Evet Charles Darnay’ın karısı olan… İşte bu sevgi, onu çok az kişinin gösterebileceği bir fedakarlığı yapmaya cesaretlendirir. Fiziksel olarak çok benzediği Darnay’ın yerine geçerek giyotine gitme cesaretini…
Sevginin dirilttiği bedbaht bir ruh… Ve soyluların zulmünde inleyen yoksulların kör bir nefretle büründükleri cani ruh hali…
Lafta en iyi ideolojiye sahip olsak bile içimizdeki sevgiyi yitirdiğimizde ve mücadelemizi nefret üzerine kurduğumuzda, sahip olduğumuz masumiyeti de yitiririz. Oysa sevginin yarattığı mücadele, en rezilimize bile güzellikler yarattıracaktır.

Hiç yorum yok:

O - şiir

O... Kalbi kırık bir tekne Kıyıdan uzaklaşsa olmaz Sana öyle bir bakar ki Güvertesinde kıvrılıp saatlerce Ahmak ahmak gülümser Sonra k...